Diyabet
Diyabet nedir? Neden ve nasıl gelişir?
İnsülinin eksikliği veya etkisizliği sonucu ortaya çıkan kronik bir metabolizma hastalığıdır. Diyabet, insülin direnci, insülin eksikliği veya her ikisinin bir arada bulunmasına bağlı olarak gelişen, kan şekerinin yüksek olduğu bir hastalıktır.
Diyabetin Tip1 ve Tip2 dışında farklı türleri var mıdır?
Farklı tipleri vardır.
Tip 1 diyabet pankreasta insülin üreten hücrelerin otoimmün veya bilinmeyen sebeplerle harap olması sonucu oluşur. Tip 1 diyabet gelişiminde genetik yatkınlık ve henüz net olarak ortaya konmamış birçok çevresel faktör rol oynar. Genellikle çocukluk ve gençlik çağında başlar. Seyrek olarak erişkin yaşta başladığı da görülebilir. Mutlak insülin eksikliği vardır ve insülin dışarıdan verilmek zorundadır.
Tip 2 diyabet ise kısmi bir insülin eksikliği ve periferik dokularda insülin etkisine karşı gelişmiş olan “insülin direnci” nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Genetik etkenler de söz konusudur. Tip 2 diyabet genellikle 30-40 yaşından sonra ortaya çıkar ve yaşlanma ile sıklığı artar. Bununla birlikte, son yıllarda yaşam ve günlük aktivitelerdeki değişiklikler ve artan obezite sıklığı nedeniyle daha genç yaşlarda hatta çocuklukta da tip 2 diyabet görülmektedir. Güçlü bir genetik yatkınlık söz konusudur. Ailede vaka sayısı arttıkça, sonraki nesillerde diyabet riski artar ve hastalık daha erken yaşlarda görülmeye başlar. Yaş, obezite, hareketsiz yaşam ve ailede diyabet varlığı tip 2 diyabet gelişimi için en önemli risk faktörleridir.
Gebelik diyabeti ise gebelikte bazı hormonların etkisiyle ortaya çıkan geçici bir durumdur. Doğumla birlikte düzelir. Ancak tip 2 diyabete ilerleyiş de görülebilmektedir.
Bir de spesifik diyabet türleri vardır. Bazı viral infeksiyonlar, travmalar, pankreatit sonrası görülen tipler, MODY, insülin üreten hücrelerdeki genetik defektler, bazı sendromlar, ilaç ve kimyasal ajanlar vs..
Diyabetin belirtileri nelerdir?
Klasik semptomlar:
Poliüri (çok idrara çıkma)
Polidipsi (çok su içme)
Polifaji (çok yemek yeme) veya iştahsızlık
Halsizlik, çabuk yorulma
Ağız kuruluğu
Noktüri (gece birkaç kez idrara çıkma)
Daha az görülen semptomlar:
Bulanık görme
Açıklanamayan kilo kaybı
İnatçı infeksiyonlar, tekrarlayan mantar infeksiyonlar
Kaşıntı
En çok etkilediği risk grubu kimlerdir?
Diyabet riski yüksek bireyler ve önerilen tarama sıklığı:
1. Vücut ağırlığı ne olursa olsun, 35 yaşından itibaren 3 yılda bir, tercihen APG ile diyabet taraması yapılmalıdır.
2. BKİ ≥25 kg/m2 olan asemptomatik kişilerin, aşağıdaki risk gruplarından birine mensup olmaları halinde, daha genç yaşlardan itibaren ve daha sık (örneğin yılda bir kez) diyabet yönünden araştırılmaları gerekir.
3. Daha önce prediyabet (BAG, BGT veya YRG) saptanan bireylerde yılda bir kez diyabet taraması yapılmalıdır.
·Birinci ve ikinci derece yakınlarında diyabet bulunan kişiler
·Diyabet prevalansı yüksek etnik gruplara mensup kişiler
·Makrozomik (doğum tartısı 4 kg veya üzerinde olan) bebek doğuran veya daha önce
·GDM tanısı almış kadınlar
·Hipertansif bireyler (KB ≥140/90 mmHg)
·Dislipidemikler (HDL-kolesterol <35 mg/dl veya trigliserid ≥250 mg/dl)
·Polikistik over sendromu (PKOS) olan kadınlar
·İnsülin direnci ile ilgili klinik hastalığı veya bulguları (akantozis nigrikans) bulunan kişiler
·Koroner, periferik veya serebral vasküler hastalığı bulunanlar
·Düşük doğum tartılı doğan kişiler
·Sedanter yaşam süren veya fizik aktivitesi düşük olan kişiler
·Doymuş yağlardan zengin ve posa miktarı düşük beslenme alışkanlıkları olanlar
·Şizofreni hastaları ve atipik antipsikotik ilaç kullanan kişiler
·Solid organ (özellikle renal) transplantasyonu yapılmış hastalar
·Uzun süreli kortikosteroid ya da antiretroviral ilaç kullanan hastalar
4. gebelik diyabeti tanısı almış kadınlarda doğum sonrası değerlendirmede diyabet saptanmasa da üç yılda bir diyabet taraması yapılmalıdır.
Genetik faktörler ile arasında bir ilişki var mıdır?
Hem tip 1 hem de tip 2 diyabette çeşitli genetik ve çevresel faktörler, pankreasta insülin salgılatan β-hücre kütlesi ve fonksiyonunu azaltır.
Tedavi edilmezse hangi ciddi sorunlara yol açabilir?
Diyabet en önemli böbrek yetmezliği sebebidir. Göze, böbreklere, kalbe, damarlara vurur. Erişkinde en önemli körlük sebebidir. Kalp ve damar hastalıkları diyabetlilerde 2-3 kat daha fazla görülür. Ayak kesilmelerinin de trafik kazalarından sonra en önemli sebebidir. Eğer tedavi edilmezse ürkütücü sonuçlara sebep olur. Koma veya ölüme sebebiyet verebilir.
Diyabetin tanısı nasıl konulur? Hangi testler gereklidir?
En az 8 saat süre açlıktan sonra sabah ölçülen kan glukozuna açlık kan glukozu denir. Açlık kan glukozunun normal değeri 70-100 mg/dl”dir. Farklı günlerde bakıldığında en az iki kez 126 mg/dl veya üzerinde bulunması, diyabet tanısı koydurur. Diyabete ilişkin yakınmaları olan bir kişide herhangi bir zamanda (aç veya tok iken) ölçülen kan şekeri 200 mg/dl ve üzerinde ise diyabet tanısı konulur.
Tanıda ve diyabet takibinde kullanılan bir başka yöntem HbA1c (glikozillenmiş hemoglobin A1c) testidir. Son üç aydır kan şekerinin nasıl seyrettiği hakkında bilgi verir. HbA1c ölçümünün güvenilir bir laboratuvarda, kabul görmüş bir yöntemle yapılması gerekir. HbA1c %6.5”ten yüksekse diyabet düşünülür. Ancak, tanının teyit edilmesi için kan şekerinin de en az bir defa normalden yüksek bulunmuş olması gerekir.
Bazen bulunan sonuçlar ara değerlerdedir (Açlık kan şekeri 100-125 mg/dl, HbA1c %5.7-6.5) veya normaldir.
Hastalığın aşikar klinik başlangıcı nedeniyle, tip 1 diyabet tanısı için çoğu kez ağızdan yükleme testi yapılması gerekmez. Hasta başvurduğunda şikayetler çok belirgindir ve kan şekeri oldukça yüksektir.
Daha önceden bilinen diyabeti olmayan tüm gebelerde, ilk başvuruda risk değerlendirmesi yapılır ve açlık plazma glukozu ölçülür. Erken dönemde yapılan bu değerlendirmede bulgular normalse gebeliğin 24-28. haftaları arasındaki bir zamanda gebelik diyabeti araştırması yapılmalıdır. Bu araştırma 50 gr veya 75 gr şeker yükleme testi ile yapılabilir. Günümüzde gebelik diyabeti tanısı için kanıtlanmış tanı yöntemi şeker yükleme testidir ve ihmal edilmemelidir, mutlaka yaptırılmalıdır.
Özetle 2 kez 126 üstü açlık kan şekeri veya herhangi bir zamanda 200 üzeri değer diyabet tanısını koydurur. Şeker yükleme testi ile 2.saat değerinin 200 üzeri olması da Diyabet demektir. Hba1c dediğimiz 3 aylık kan şekeri ortalaması da 6,5 üzeri ise Diyabete işaret eder.
Diyabetin Tedavi Yöntemleri nelerdir?
Tip 1 diyabette insülin eksikliği olduğundan tedavi mutlaka insülinle yapılır.
Tip 2 diyabetli birçok hasta sağlıklı (düzenli ve dengeli) beslenme, yeterli fizik aktivite ve ağızdan alınan ilaçlar ile diyabetin olumsuz etkilerinden korunabilir. Bazı hastalarda zamanla kan glukoz düzeyleri ilaçla kontrol edilemez ve insülin desteği gerekir.
Bu hastalıkta beslenme alışkanlıkları nasıl olmalı?
Doğru beslenme (tıbbi beslenme tedavisi), fiziksel aktivitenin artırılması ve ilaçlar tedavinin temellerini oluşturur. Bütün bunların doğru uygulanabilmesi için diyabet eğitimi çok önemlidir.
Diyabetli Kişilere medikal tedavi dışında ne önerilebilir? Takip gerekli midir?
İlaç tedavisi insülin olmayan ilaçlar ve insülin olmak üzere iki ana başlıkta gruplanır. İnsülin tip 1 diyabette ve şeker düşürücü ilaca ihtiyacı olan gebelerde vazgeçilmezdir ve iğne ile yapılan bir tedavidir. Tip 2 diyabette ise genellikle ağızdan alınan haplar (oral antidiyabetik) ve insülin dışı enjeksiyon tedavileri kullanılır. İnsülin dışı ilaçlar yetersiz kalırsa tedaviye insülin eklenir veya diğer ilaçlar kesilip sadece insülinle devam edilir. Bu ilaçların hangisinin, ne dozda kullanılacağı kişinin kan şekeri düzeyi, vücut ağırlığı, eşlik eden sağlık sorunları gibi birçok faktör dikkate alınarak planlanır. Deneyim, bilgi ve iyi bir takip gerektirir. Dolayısı ile hastaların ilaç kullanımına ilişkin kararlar için hekime başvurmaları, çok sayıda, karmaşık sağlık sorunları varsa tercihen endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı takibine alınmaları gerekir.
Diyabet önlenebilir mi?
Sağlıklı beslenme, fizik aktivite, obeziteden kaçınma gibi yaşam tarzı değişiklikleri ile tip 2 diyabet gelişme riski azaltılabilir. Yaşam tarzı değişiklikleri (düzenlemeleri) sayesinde prediyabetli bireylerde tip 2 diyabete ilerlemenin %40-58 oranında önlenebileceği gösterilmiştir.
Günümüzde tip 1 diyabetin önlenmesini sağlayabilecek etkin bir yöntem mevcut değildir.
Konuyla ilgili değinmek istediğiniz istatistikler/bilgiler var mı?
Diyabet tüm dünyada oldukça sık görülen bir sağlık sorunudur ve giderek artmaktadır. Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF) verilerine göre 2019 yılında dünyadaki diyabetli hasta sayısı 463 milyon iken bu sayının 2045 yılında 700 milyona ulaşacağı öngörülmektedir. Ülkemizde ise 1997-1998 yıllarında diyabet sıklığı %7.2 iken 2010 yılında yaklaşık iki kat artarak %13.7”ye ulaştığı görülmüştür. Hastalığın giderek yaygınlaştığı dikkate alındığında, halen ülkemizde 20 yaş üzeri her 100 kişiden en az 15”inin diyabetli olduğu tahmin edilebilir. Türkiye Avrupa”da diyabet sıklığının en yüksek olduğu ve en fazla diyabetli hastanın yaşadığı üçüncü ülkedir. Tahminlere göre, Türkiye, 2045 yılı itibari ile dünyada en yüksek diyabetli nüfus barındıran ilk 10 ülke arasına girecektir.
M.Ö. 1500lü yıllarda Mısırlılar, diyabetin belirtilerini tanımlayarak hastalığın tanısını “tatlı idrar” olarak konulmuştu, çünkü bireylerin idrarı tatlıydı bilgisi gerçeği yansıtıyor mu?
Gerçeği yansıtıyor. Kan glukoz düzeyi yükseldiğinde böbreklerden geçen glukoz miktarı artar. Bu artış belirginleşip böbreklerin glukozu geri emme kapasitesi aşıldığında idrarda glukoz atılımı başlar. Bu, kan glukozunun belirgin derecede artıp 180-200 mg/dl”yi geçtiği düzeyde olur.
Halk arasında bilinen “Diyabet, sinir hasarına yol açabilir ve bu da ayaklarda uyuşma ve zayıf kan dolaşımına neden olabilir. Düzenli ayak bakımı, diyabetli kişiler için son derece önemlidir” ifadesi doğru mudur?
Kan glukozunda uzun süreli yükseklik insan vücudunda birçok sistem ve organın olumsuz etkilenmesine yol açar. Kalp ve damar hastalıklarına, inmeye, görme bozukluklarına, sinir ve böbrek hasarlarına neden olabilir. Ayakta yara oluşması, kangren ve buna bağlı uzuv kayıpları oluşabilir.
Düzenli ayak bakımı çok önemlidir. Kaza dışı ayak/bacak kaybının en önemli sebebi de diyabettir. Sağlıklı beslenme, hareketli yaşam tarzı ve hekim tarafından önerilen ilaçların düzenli alınması kan şekerlerinin istenilen düzeyde tutulmasını sağlar. Bu da diyabete bağlı görülebilecek organ hasarlarını önemli ölçüde azaltır.
Ayakların detaylı muayenesi ve vasküler değerlendirme yapılmalı, hastalar ayak bakımı ve diyabetik ayaktan korunma konusunda eğitilmelidir.
Günümüzde diyabet hastalarının kan şekeri seviyelerini sürekli izlemelerine yardımcı olan “sürekli glukoz monitörleri”(CGM) ve “insülin pompaları” gibi ileri teknolojik cihazlar hakkında neler söylemek istersiniz?
Kan şekerinin oynak seyrettiği ve sürekli glukoz dalgalanmaları yaşayan hastalarda (Brittle Diyabet) ve diyabetli gebelerde kan şekeri ayarını yapabilmek adına sürekli glukoz monitörleri çok faydalandığımız cihazlardır.
Diğer tedavilere rağmen kötü glisemik kontrollü hastalarda monitörizasyon ve dozlama konusunda uyum gösterecek hastalarda kullanılması uygundur.
İnsülin pompaları da özellikle Tip1 Dm lilerde yaşamı kolaylaştıran teknolojik cihazlardır.
Düşük hipoglisemi riski ile birlikte iyi glisemik kontrol hedefi kapalı döngü sistemlerle ulaşılabilir bir hedef gibi gözükmektedir.
Kısa süreli ev araştırmalarının sonuçları, T1DM”de gerçek yaşamdaki klinik kullanıma yönelik umut vericidir. Son yıllarda kullanımları giderek artan bu sistemlerin, özellikle tip 1 diyabetli hastalarda ve pregestasyonel diyabetlilerde, hastaların eğitimini kolaylaştırdığı, böylece daha iyi glisemik kontrol sağladığı gösterilmiştir. Bazı ülkelerde tip 1 diyabet için standart glisemik takip metodu olarak kabul edilmiştir.
Diyabet teknolojilerinin kan şekeri ölçüm cihazları, atılabilir şırıngalar ve insulin kalemleri ile başlayan diyabet yönetimine katkıları sürekli glukoz izlem sistemleri (sensörler) ve insulin infüzyon pompaları ile birlikte belirgin olarak artmıştır. Özellikle sensör teknolojisi ile elde edilen glukoz verilerini geliştirilen programlar ile kullanarak insulin gönderen akıllı insulin pompaları, glukoz ölçüm sonuçlarına ve yemeğin karbonhidrat miktarına göre uygun insülin dozunu hesaplayan yazılımlar diyabet yönetimini son yıllarda daha iyi ve güvenli hale getirmekteler.
“Bu içerik, Anadolu Sağlık Merkezi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Hatice Fulya Akın tarafından, senCard için özel olarak hazırlanmıştır.”